TÜRKİYE’DE KALKINMA PLANLARI VE SOSYAL GÜVENLİK REFORMU 1.

2007-10-30 12:13:00
Türk İdare Dergisi
Yıl 79 Eylül 2007 Sayı : 456 Sayfa 193-217
TÜRKİYE’DE KALKINMA PLANLARI VE SOSYAL GÜVENLİK REFORMU*

                                                                                                         

GİRİŞ

            Türkiye, gerek 1961, gerekse 1982 Anayasalarında sosyal güvenliği temel insan haklarından biri ve devlet görevi olarak tarif ederek garanti altına almış ve sosyal güvenlik 1963’ten başlayarak kalkınma planlarında, bireyleri karşılaşılabilecek risklere karşı korumak amacıyla geliştirilen güvenceler seti olarak kabul edilmiştir. Kalkınma planları, şaşırtıcı biçimde, sosyal güvenlikle ilgili birbirine benzer hükümler taşımakta; hatta, günümüzde yeni ve çok önemli olarak sunulan bazı düzenlemeler uzun süreden beri kalkınma planlarında yer almaktadır.

Bu çalışma içerisinde önce sosyal güvenlikle ilgili genel bilgiler verilecek sonra kalkınma planlarında sosyal güvenlikle ilgili öneriler incelenerek planlı kalkınmacılıkta sosyal güvenliğin yeri tespit edilmeye çalışılacaktır.

I. SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ VE ÜLKEMİZDEKİ GELİŞİMİ

Sosyal güvenlik, gelir düzeyleri, yaptıkları iş ne olursa olsun, bireyin toplumda karşılaştığı sosyal risklerin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak ya da etkisini azaltmak için alınmış önlemler ve bu önlemleri hayata geçirmek için oluşturulmuş kurum ve kurumlar topluluğu olarak tanımlanabilir (Tunçomağ, 1996: 536). Sosyal güvenlik sistemleri toplumun zor durumdaki bireylerine yardım etmeyi, toplumsal dayanışmayı kurumsal hale getirmekte; vatandaşlara sosyal güvenliği bir hak olarak sunmaktadır. Sistem tarafından toplanan mali kaynaklar zenginden yoksula, çalışandan çalışamayana, gençlerden yaşlılara aktarılarak paylaşım sağlanmaktadır. Sosyal güvenlik kavramı her ne kadar sosyal yardım ve hizmetleri de içeren geniş bir anlama sahip olsa da, sosyal sigortalar bakımından öne çıkmaktadır. Sosyal sigortalar, sosyal güvenlik tekniklerinin en gelişmiş ve en yaygın olanıdır. Ancak, günümüz koşullarında sosyal yardım ve hizmetlerin önemi de gittikçe artmaktadır.

Sosyal güvenlik sistemi, sosyal sistemin bir alt sistemidir. Bu bakımdan, içinde bulunduğu üst sistemin özelliklerinden etkilenir. Dolayısıyla, ihtiyaçlarına cevap vermek için oluşturulduğu toplumun iktisadi, sosyal ve kültürel yapısındaki değişmeler, sosyal güvenlik sistemini etkiler. Bu da sosyal güvenlik sisteminin dinamik yönünü oluşturur (Alper, 2000: 19).

Sosyal güvenlik sistemi ve politikalarının hareket noktası özdeş olup, “sosyal risk” kavramında ifadesini bulmuştur. Sosyal risk, ne zaman gerçekleşeceği bilinmemekle birlikte ileride gerçekleşmesi muhtemel veya kesin olan ve buna maruz kalan kişinin mal varlığında eksilmeye neden olan tehlikedir. Bu kapsamda, fizyolojik (hastalık, analık, sakatlık, yaşlılık ve ölüm), mesleki (iş kazası ve meslek hastalıkları), sosyo-ekonomik (işsizlik, evlilik, aile yardımı, çocuk yardımı, yakacak, kira, eğitim vb). yardımlar sosyal riskler olarak sınıflandırılabilir.

Dünya genelinde temel olarak 3 farklı ayaklı sosyal güvenlik modeli uygulanmaktadır (Peker, 1997: 8):

- Dağıtım sistemi: Hem kuşaklar arasında, hem de aynı kuşak içindeki farklı yaş gruplarında reel gelirin yeniden dağıtılması esasına göre işleyen bir sistemdir.



* Ahmet Apan, Mülkiye Başmüfettişi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Danışmanı


- Meslek grupları sistemi: Yasal olarak hükümetler tarafından düzenlenen ve denetlenen bu sistemler, özel sektör tarafından tanımlanmış katkı ve kısmi fonlama esasına göre yönetilir.

- Bireysel Tasarruf Hesapları Sistemi: Çalışanların yaşlılık dönemlerini finanse edebilmek için gençliklerinde tasarruf yapmalarını gerektiren bireysel tasarruf hesaplarına dayalı sistemdir. Bu sistem tanımlanmış katkı ve tam fonlama esasına göre işlemektedir.

Sosyal güvenlik sisteminin dünyadaki gelişimi şu şekilde olmuştur.

1. Sosyal Güvenlik Sisteminin Dünyada Gelişimi

Sosyal güvenlik sistemleri uzun bir tarihsel evrimin sonucu olup, bu sistemlerin oluşumunu hazırlayan koşullar ve ilk sistemler Batı toplumlarında ortaya çıkmıştır. Batı’daki sosyal güvenlik sistemlerinin gelişimini 2 döneme ayırarak incelemek gerekir. Bunlardan birincisi, Klasik Dönem olarak adlandırılan ve Almanya’da Bismarck’ın etkisiyle başlayan dönem; ikincisi ise, Birinci Dünya Savaşından sonraki dönemdir. Bu bağlamda, 1880’li yıllarda sosyal sigortaların kurulması ile 1942’lı yılında İngiltere’de uygulanan Beveridge Planı temel dönüşüm noktaları olarak kabul edilmektedir. Çünkü, bu iki gelişme sosyal güvenlik alanında sosyal güvenlik anlayışından, organizasyonuna kadar bir çok köklü yapısal değişikliği ifade etmektedir (Alper, 1998: 55).

Sosyal güvenlik terimi ilk kez 14 Ağustos 1935 tarihli ABD Sosyal Güvenlik Yasası (Social Security Act) ile pozitif düzenlemelere girmiştir. Daha sonra, 1941 tarihli Atlantik Şartı’nda yer alarak uluslararası düzeyde benimsenmiş ve Beveridge Raporuyla da çağdaş anayasalardaki anlamına kavuşmuştur ( TOBB, 1993: 11).

Sosyal güvenlik sistemini oluşturan unsurlar sosyal sigortalar, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler olarak sıralanabilir. Sosyal sigortalar kapsamında 9 ana sigorta kolunu tespit eden 102 Nolu ILO sözleşmesindeki sigorta kollarından Hastalık, Analık, İş Kazası, Meslek Hastalıkları sigortaları ile Malullük, Yaşlılık, Ölüm ve İşsizlik sigorta kolları olmak üzere 8 sigorta kolu ülkemizde uygulamaya konmuştur.

2. Sosyal Güvenlik Sisteminin Ülkemizdeki Gelişimi

Türkiye sanayileşme sürecine ancak 1930’lu yıllarda sanayi planları hazırlayarak girebilmiş ve sosyal güvenlik sisteminin hazırlayıcı koşulları da buna paralel olarak yavaş bir gelişim göstermiştir. Türk sosyal güvenlik sistemini ele alırken, Osmanlı İmparatorluğuna kadar uzanan bir süreç içinde dikkat edilmesi gereken önemli düzenlemeler de vardır. Bu nedenle, ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin geçmişini Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi olmak üzere 2 ayrı başlıkta incelemek daha doğru olacaktır.

2.1. Cumhuriyet Öncesi Dönem

Osmanlı İmparatorluğu zamanında futuvvet, ahilik, aile içi yardımlaşma, loncalar ve dinsel temele dayalı öteki hayır kurumları sosyal korumanın başlıca araçları olmuştur. Bu dönemde, Ereğli Kömür Havzasındaki işçilerin çalışma şartları ve hastalıklarına ilişkin 1865 tarihli Dilaver Paşa Nizamnamesi ile iş kazalarının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması, doktor, ilaç bulundurma zorunluluğu, iş kazalarına uğrayanların kendilerine ve hak sahiplerine tazminat talep etme hakkı tanıyan 1869 tarihli Maadin Nizamnamesi görülmektedir.

Osmanlı döneminde ilk sigorta kuruluşu ise 1886 yılında askerler için tesis edilen “Askeri Tekaüt Sandığı”dır. Sonra sivil memurlar (1881), tersane işçileri (1909), Hicaz Demiryolu (1910) ve Şirket-i Hayriye çalışanları (1917) için yardım sandıkları kurulmuştur. TBMM kurulduktan sonra 151 Sayılı Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden Amelesi’nin Hukuku’na Müteallik Yasa (1921) ile her madende bir yardım sandığı kurulması esası getirilmiştir.

2.2. Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet’in ilanından sonra, önceki dönemde olduğu gibi, münferit çalışan gruplar için münferit sandıklar oluşturulması uygulaması sürdürülmüştür. Bunlara İmalat-ı Harbiye (1926) Devlet Demiryolları ve Liman İşletme İdaresi (1934) sandıkları örnek olarak gösterilebilir.

Bu dönemde işçiler için bazı koruma önlemleri alması nedeniyle,1926 tarihli Borçlar Kanunu’nun ilk yasal düzenlemeler arasında sayılması gerekir. Yine, 1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Yasası da işçi sağlığı, kadın ve çocuk işçilerin korunmasına ilişkin düzenlemeler içermesi nedeniyle ismi sayılması gereken düzenlemelerdendir. 

Bunların dışında, 1936 tarihli 3008 sayılı İş Yasası konu ile ilgili ilk doğrudan düzenlemedir. Bu Kanun sosyal koruma sağlanacak riskleri, sosyal sigortalarda zorunluluk ilkesini, sigorta kollarının kademeli olarak kurulmasını ve sosyal risklere karşı güvencenin sağlanması görevini devlete vermiş; ancak, Yasanın öngördüğü sigorta kolları ile kurumun kurulması için 1945 yılını beklemek gerekmiştir.

1945 yılından itibaren çeşitli sosyal sigorta kolları kurulmaya başlanırken öncelikle  4772 sayılı Yasayla iş kazalarıyla, meslek hastalıkları ve analık sigortaları, daha sonra 1949 yılında 5417 sayılı Yasayla ihtiyarlık sigortası, 1950 yılında 5502 sayılı Yasayla hastalık ve analık sigortaları, 1957 yılında da 6900 sayılı Yasayla maluliyet, ihtiyarlık ve ölüm sigortaları düzenlenmiştir.

Sosyal sigortalarla ilgili yasa hükümlerini uygulamak amacıyla 9 Temmuz 1945 tarihinde 4792 sayılı İşçi Sigortaları Kurumu Yasası çıkarılmıştır. Bu Kurum daha sonra 17 Temmuz 1964 tarihli 506 sayılı Yasayla Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) adını almış ve Kurum mensuplarının haklarına ilişkin dağınık düzenlemeler tek metin içinde toplanmıştır.

 Bu arada, memurlar için de Ziraat (1937), Emlak ve Eytam (1938), Merkez Bankası (1938) Mensupları Sandıkları, Deniz Yolları (1937), Devlet Hava Yolları Memurları (1938) Sandıkları kurulurken, daha sonra  işçilerde olduğu gibi dağınık olan bu memur sandıkları 1949 yılında 5434 Sayılı Yasayla Emekli Sandığı bünyesinde toplanmıştır.

Nihayet, 1971 yılında 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ile Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Yasası kabul edilerek, bağımsız çalışanlar da sosyal güvence kapsamına alınmışlardır. Bu Kanun kapsamında esnaf ve sanatkarla, tarımsal işler dışında faaliyet gösteren öteki bağımsız çalışanların sosyal güvenliğe kavuşturulması sağlanmıştır.

1983 yılında çıkarılan 2 önemli yasa ile tarım sektöründe çalışanların büyük bir bölümü de sosyal güvenlik kapsamına alınmıştır. Bunlardan ilki, 17 Ekim 1983 tarihinde kabul edilen 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Yasasıdır. Aynı tarihte kabul edilen 2926 sayılı Yasa ile de tarımda kendi nam ve hesabına çalışanlara da Bağ-Kur çerçevesinde sosyal güvenlik sağlanmıştır.

Ayrıca, yurt dışında  yaşayan Türk vatandaşlarının sosyal güvenliklerinin sağlanması için  3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Yasa çıkartılmıştır. Nihayet, 25 Ağustos 1999 tarih ve 4447 sayılı Yasayla 1 Haziran 2000 tarihinden itibaren işsizlik sigortası uygulaması başlatılmıştır.

En son olarak, 5502 sayılı Yasa ile Emekli Sandığı, Maliye Bakanlığı’ndan alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na verilmiş; bununla birlikte Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur birleştirilerek her 3 sosyal güvenlik kurumunu bünyesinde barındırmak üzere bir Sosyal Güvenlik Kurumu oluşturulmuştur. Yine, 5510 sayılı Yasa ile de kurumsal birleşmesi sağlanan sosyal güvenlik kurumları sigortacılık anlamında da birleştirilmiştir. Ancak, bu Yasanın bazı maddeleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğinden halihazırda yürürlüğü 2008 yılına ertelenmiştir.

Sosyal güvenlik sisteminin tarihi gelişimini özetledikten sonra şimdi de kalkınma planlarında nasıl ele alındığına bir bakalım.

II. KALKINMA PLANLARINDA SOSYAL GÜVENLİK KONUSU VE GERÇEKLEŞEN UYGULAMALAR

            Ülkemizde ilk kalkınma planının uygulanmaya başlandığı 1963 yılından bu yana 9 kalkınma planı hazırlanmıştır. 1950 yılında iş başına gelen Demokrat Parti iktidarının son yılında uluslar arası kuruluşlar tarafından Türkiye’nin kalkınmasını merkezi hükümet tarafından hazırlanan bir plana göre gerçekleştirmesi fikri ağır basmıştır. Bu noktada, yabancı uzmanlardan da teknik destek alınmıştır. 1960 sonrası da planlama fikri ve merkezi bir planlama örgütü kurulması çalışmaları aynen devam etmiştir.

            İlk plan beş yıllık bir dönem için hazırlansa bile 15 yıllık bir perspektifi içinde barındırmaktadır. 1980 yılında alınan 24 Ocak kararları ile yapısal uyarlamalar yoluyla ülkemiz serbest piyasa sistemine geçme kararı alıncaya kadar olan dönemde uygulanan ilk 4 plan toplumu dönüştürmeyi hedefleyerek kalkınma planlarına çok önem vermiştir. Sonraki planlar devletin rolünü piyasayı gözetlemek olarak belirlemiş ve toplum yerine devleti dönüştürmenin yollarını aramıştır.

Öte yandan, Anayasamızda ifadesini bulan sosyal devletin kişiye insanlık onuruna yaraşır bir yaşantı sağlayıcı tedbirler alma niteliği sosyal güvenliğin de temel amacını oluşturmaktadır. Bu anlamda, sosyal güvenlik, sosyal devletin aldığı önlemlerden biridir. Diğer bir yönüyle de sosyal planlama sürecinde ele alınan birçok sosyal sorunu konu edinmektedir (Seçer, 1999; 3).

Sosyal güvenliğin boyutlarının genişlemesinin nedenlerinden biri sosyal siyaset kapsamında devletin görevleri konusunda ortaya çıkmış ve gittikçe benimsenen yeni görüşlerdir. Bu görüşler içinde, devletin toplum için yapması zorunlu olan hizmetler ve yüklenmesi gereken sorumluluklar artmıştır (Talas, 1997; 453). Bu durum devletin sosyal siyaset önlemleri içinde toplumun tümünü hedef alması nedeniyle çok önemli bir konumda yer alan sosyal güvenlik konusuna daha fazla eğilmesini zorunlu kılmıştır. Böylelikle sosyal planlama sürecinde sosyal güvenlik konusuna büyük bir önem verilir hale gelmiştir. Diğer yandan sosyal güvenliğin toplumun tümünü kapsamayı hedeflemesi sosyal planlama sürecinde daha çok sayıda sosyal sorunun ele alınmasını da gerekli kılmaktadır. Bununla beraber bu hedefin gerçekleşmesi ancak gelişmiş ve sosyal refah aşamasına ulaşmış ülkeler için mümkün olmaktadır. Ülkemiz gelişmekte olan bir ülke olduğundan iyi düşünülmüş ve kurulmuş bir sosyal güvenlik sistemine yoğun bir gereksinim duymaktadır. Uygulanan kalkınma planları ve programlarının öngördüğü sosyal adalet ilkeleri de bu amacı gütmektedir.

            Aşağıda kalkınma planlarında sosyal güvenliğe ilişkin yapılan öngörüler nelerdir ve bunlardan hangileri gerçekleşme olanağı bulabilmiştir onlara değineceğiz.

1. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-1967)

Ülkemizde planlı kalkınma dönemine 1963 yılında bir perspektif plan çerçevesinde başlanmıştır. Perspektif planın öncelikli amacı, yüksek bir yaşam standardına ulaşmayı uzun süreli ve sistemli bir bakış açısı içerisinde yürütecek kalkınma çabalarına ilişkin hedefleri belirlemektir. Ayrıca bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak kaynak ve araçları uzun bir zaman dilimi içinde değerlendirmek de planın diğer bir amacını oluşturmaktadır. Bu genel çerçevede hazırlanan kısa süreli dönem planlarında ise, tespit edilen hedeflerle kaynaklar ve araçlar arasında bir denge kurulması esastır. Perspektif plan sürecinin ilk safhasını oluşturan  Birinci. Beş Yıllık Kalkınma Planı karma ekonomik düzeni esas almıştır. Bunu da Plan Hedefleri ve Stratejisi bölümünde açıkça belirtmiştir (Güven, 1995: 40). Planın bu doğrultudaki temel ilkeleri arasında; iktisadi kalkınmaya paralel olarak sosyal adaletin gerçekleştirilmesinin hedef alınması, sosyal sigorta uygulamalarının gelirin yeniden ve adil olarak dağılımında önemli bir mekanizma olarak yer alması, özellikle primler aracılığıyla biriken fonların yatırım kaynakları olarak kullanılabilmesi gibi konular esas alınmıştır.

Birinci plan döneminde ülkemizde İşçi Sigortaları Kurumu, T.C. Emekli Sandığı ve Ordu Yardımlaşma Kurumu olmak üzere üç ana kurum sosyal güvenlik alanında faaliyet göstermiştir. Son reformun ayaklarından sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında birleştirilmesi fikri ilk kez Birinci Planda yer alarak devletin sosyal politikası niteliğini kazanmıştır (DPT, 1963: 38).

Bu dönemde İşçi Sigortaları Kurumu sosyal güvenlik çalışmalarını en geniş anlamıyla uygulayan tek kurum niteliğini taşımıştır. 1936 tarihli İş Yasası ile tespit edilen ilkeler uyarınca söz konusu kurum iş kazaları ve meslek hastalıkları, işten çıkarılma, ihtiyarlık ve hastalık risklerine karşı güvence sağlamışken örneğin ülkemiz için çok önemli bir sosyal sorun olan işsizliği içeren bir sigorta dalı oluşturulmamıştır.

Öte yandan Planda yer alan sosyal güvenlik ile ilgili hedefler şu şekildedir:

- İlk olarak sınırlı bir kesime hitap eden sosyal güvenlik sisteminin herkes için ihtiyarlık ve sağlık sigortalarını kapsayan genel bir sosyal güvenlik haline getirilmesi öngörülmüştür. Bu amaçla alınacak önlemler arasında sosyal güvenlik çalışmalarından yararlanacak işçilerin oranının arttırılması, ilk aşamada sanayi işçilerinin kapsama alınmasının hedeflenmesi söz konusudur.

- Yine bu doğrultuda, sosyal güvenlik düzeninin çekirdeğini oluşturan İşçi Sigortaları Kurumunun belli bir sınıf için kurulmuş olma görüntüsünü ortadan kaldırmak üzere öteki kurum ve sandıklarla birleştirilmesi ve böylelikle genel bir sosyal güvenlik düzenine geçilmesi diğer bir önlem olarak yer almıştır.

- Ülkemiz sosyal güvenlik sisteminde büyük bir boşluk oluşturan işsizlik sigortasının kurulması amacıyla da İş ve İşçi Bulma Kurumu teşkilatının geliştirilmesi ve işçi sendikaları ile sosyal güvenlik teşkilatı arasında sıkı bir işbirliğinin gerçekleştirilmesi yine bu dönem için alınması gerekli görülen diğer bir önlemdir.

- Nihayet bu dönemde kapsam dışında tarım işçileri, serbest meslek erbabı, esnaf ve sanatkârların sosyal güvenlik düzeni içine alınması amacıyla bunun imkanlarının araştırılması ve öncelikle büyük şehirlerden başlamak üzere serbest meslek sahipleri, esnaf ve fikir işçileri için ihtiyarlık ve ölüm sigortası kurulması da hedefler arasında yer almıştır ( Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, 1963).

Birinci Plan döneminin hedefleri genel nitelik taşımakta diğer bir deyişle ülkemizdeki sosyal güvenlik sistemine genel bir anlayış getirmeye çalışmaktadır. Perspektif planın ilk aşamasını oluşturan Birinci Plan aslında bu sayılan hedeflerin uygulanma imkanlarının araştırılacağı bir hazırlık dönemi niteliğindedir. Bu plan dönemi için dikkat çekici en önemli nokta, kurulacak sosyal güvenlik sisteminin çalışan çalışmayan ayrımı yapılmaksızın “herkes”i kapsamayı hedef edinmesidir.

Birinci plan döneminde 1964 yılında çıkarılan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası ile İşçi Sigortaları Kurumunun adı Sosyal Sigortalar (SSK) olarak değiştirilmiştir. Böylece İşçi Sigortaları Kurumunun belli bir sınıf için kurulmuş olma görüntüsünün ortadan kaldırılmasına yönelik bir adım atılmıştır. Bu aynı zamanda sosyal güvenliğin toplumun tüm gruplarını kapsaması yönünde atılan bir adımdır.

2. İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1968-1972)

İkinci Plan hazırlık çalışmaları içinde yer alan Sosyal Güvenlik Sektör Raporunda iki yönlü reform ihtiyacından söz edilmektedir: Bir yandan ülke çapında faaliyet gösteren ve ayrı ayrı örgütlenmiş olan sosyal sigortalar kurumlarının “teşkilat” yönünden birleştirilmesi ve “mevzuat” olarak yakınlaştırılması (DPT, 1967: 29).

İkinci Planda esas alınan ilkeler yine perspektif plan çerçevesinde belirlenmiştir. Bu doğrultuda, sosyal güvenlik modern toplumlarda toplumun bütününü modernleşme ve sanayileşme sonucu ortaya çıkan risklere karşı koruyan bir sosyal politika aracı olarak belirtilmiş ve böylece kişilerin kendilerine ve ailelerine devamlı gelir sağlaması, üretim faaliyetlerine sürekli katılmalarında ve gelirin adaletli dağılımında araç olarak kullanılması fonksiyonları ortaya konmuştur. Sosyal güvenlik sisteminin toplumun tümünü koruma özelliği doğrultusunda ikinci plan döneminde tarım çalışanlarının sosyal güvenliklerinin sağlanması, sosyal sigortaların kapsadığı risk alanının genişletilmesi amacıyla işsizlik sigortasının kurulması, aile ödeneklerinin kapsamlarının genişletilmesi, çalışan ailelerinin hastalık sigortası kapsamına tüm olarak alınması önemli ilkelerdir.

İkinci Planda uygulanacak politikalara geçilmeden önce sosyal sigortalar alanında mevcut duruma değinilmiştir. Buna göre genel hatlarıyla tarım işçilerinin sosyal güvenlik sistemi içine dahil edilmediği, 1965 yılında toplam ücretli kesimin yaklaşık %50’sinin değişik sigorta kurumları tarafından kapsama alındığı, bunun da aktif nüfusa oranının yaklaşık %10 olduğu gibi noktalar tespit edilmiştir. Bu alandaki diğer bir gelişme ise 1965 yılında Devlet Memurları Yasasının çıkarılmasıdır. Tarım işçilerinin sosyal güvenlik tedbirlerinin alınması için hazırlıklar ise Tarım İş Yasası üzerinde çalışmalarla başlatılmıştır. İşsizlik sigortası kurma çabaları yine bu dönemde devam eden çalışmalardandır.

Belirlenen bu mevcut durum doğrultusunda uygulanacak politikalar konusunda üçlü bir ayrım yapılmıştır. İlk olarak ülkemiz sosyal güvenlik kurumlarının dağınık yapısı göz önünde bulundurularak, bunların tek bir sosyal sigorta düzenine sahip olabilmek için birleştirilmesi ve bu çalışmaları kolaylaştıracak bir yol olarak kurumlar arası ilişkileri ve politikaları düzenleyecek “Sosyal Güvenlik Kurulu”nun oluşturulması öngörülmüştür. Mevzuat açısından yapılan ikinci ayrımda ise çeşitli gruplar için hazırlanmış bulunan sosyal sigorta mevzuatının birbirine yakınlaştırılması konusu üzerinde durulmuştur. Tarım İş Yasasının çıkarılması ve bu yasaya bağlı olarak tarım işçileri için ihtiyarlık, analık, hastalık, iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortalarının kurulması belirlenen bir diğer politikadır. İşsizlik sigortasının kurulması, Devlet Memurları Yasasında öngörülmüş hizmetlerin memurlar için uygulanması, teknik öğrenim kurumlarındaki öğrencilerin iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortalarından yararlanmalarının sağlanması yine bu dönem politikaları arasında sayılabilir. Bu dönemde önemle belirtilmesi gereken bir diğer politika her kişiye, birden fazla yerde de çalışsa tek sigortanın uygulanması ilkesidir. Üçüncü olarak sosyal güvenlik kurumlarında görev alan kişilerin bu alanlarda uzmanlaştırılması için eğitilmeleri gerektiği belirtilmiştir. Son olarak, finansman açısından bakıldığında ise devletin sigorta fonlarının üçüncü bir taraf olarak katılması konusu gündeme getirilmiştir (II. Beş Yıllık Kalkınma Planı, 1967).

Ayrıca İkinci Plan dönemi için söylenebilecek bir diğer önemli nokta, 1971 yılında “Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumunun (Bağ-Kur)” kurulmuş olmasıdır. Böylelikle plan dönemi başında hazırlıklarına başlanan bir uygulama hayata geçirilmiş ve toplam çalışan kesim içindeki önemli bir çoğunluk sosyal güvenlik imkanlarından yararlanma olanağına kavuşmuş olmaktadır.

=) devam edecek


450
0
0
Yorum Yaz