TÜRKİYE’DE İÇ GÖÇ OLGUSU: NEDENLER VE SONUÇLAR 2

2006-06-20 11:52:00

YEREL YÖNETİM VE DENETİM DERGİSİ (Türkiye’de İç Göç Olgusu: Nedenler ve Sonuçlar, Mayıs 2006, Cilt 11, Sayı 5, s.  26-33.)

TÜRKİYE’DE İÇ GÖÇ OLGUSU: NEDENLER VE SONUÇLAR

 

                                                                                                               Ahmet APAN

                                                                                                          Mülkiye Başmüfettişi

Gecekondulaşma

Hızlı kentleşme sürecinin yarattığı sorunların çözümlenemediği, kır ve kent ilişkilerinin nesnel boyutlarının belirlenmesinde ilkelerin konulamadığı ülkemizde, kent yerleşmelerinin kontrolsüz bir gelişim ve değişime terk edildiği malumdur.[1]

Birleşmiş Milletler yayınları, ülkeden ülkeye değişiklik göstermekle birlikte, konut yatırımları oranlarının, genellikle Gayri Safi Milli Hasıla içinde %2 ile %5, tüm yatırımlar içinde ise %25 ile %30 arasında değiştiğini göstermektedir. Konut ve onunla yakından ilgili bulunan kesimlerin yatırım kaynakları tüketmek dışında, istihdam da yaratmakta olmaları, verimliliği etkilemeleri devletin ve kamu kuruluşlarının bu kesimlere geniş ölçüde karışmalarına yol açmaktadır.[2]

Gecekondu, hem konut sorununun zorunlu bir sonucu, hem de kentlerdeki ikili üçlü yapının besleyicisi olarak karşımıza çıkarken, son yıllarda ekonomik, mali, idari sorunlarla büyüyen sosyo-kültürel sorunların önemini artırmaktadır. Bazen de büyük kentlerdeki gecekondu oluşumları, kentle bütünleşmeyi sağlayan “ara kurumlar” olarak değerlendirilmektedir.[3]

Gecekondu, köylerden kentlere göç eden nüfusun kentlerdeki konut arzının eksikliği nedeniyle en ucuz yoldan konut edinmek için buldukları çözümdür. Toplumun sosyo-ekonomik özellikleri dikkate alınmadan hazırlanan imar mevzuatı göçenleri kendince çözüm arama durumunda bırakmıştır.[4] Gecekonduların artması devleti çözüm yerine geçen af kanunları çıkartmaya zorlamıştır. Sayıları 12’yi bulan af kanunlarının ilki 1948’de çıkarılan 5218 sayılı Kanundur ve yalnız Ankara’daki gecekonduları kapsamıştır. Hemen ardından, 5228 sayılı Bina Yapımını Teşvik Kanunu ile af Türkiye kapsamında genişletilmiştir. Bu süreç belirli aralıklarla tekrarlanmış ve yeni af kanunları çıkarılmıştır. Ancak, bu kanunların hiç biri beklenen etkiyi yapmamış ve gecekondu sorununa çözüm getirmemiştir. Ayrıca, 2002 yılında yürürlükten kaldırılan 1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu konut fonu aracılığıyla konut sorununu çözmeye çalışsa da yetersiz kalmıştır.

Kanayan yara konumundaki  gecekonduların durumunu düzeltmek için en son “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Kanun Tasarısı” hazırlanmış olsa da,  bu Tasarıya ilişkin de, “gizli bir Af Kanunu” olduğu yolunda suçlamalar yöneltilmiştir.

Bölgelerarası Dengesizlik

Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinden kaynaklanan ve tüm ülke kamuoyunu uzun süredir meşgul eden gelişmelerin bir ayağını kırsal alan oluştururken, diğer ayağını ise başta bölge kentleri olmak üzere ülkenin coğrafyasında yer alan bir çok kent oluşturmaktadır.

Gelişmiş ülkelerin Sanayi Devrimi sırasında karşılaştıkları bu sorunlar, ülkemizin de kent planlaması konusunda acil tedbirler almasını gerektirmiştir. Buradan hareketle,  kent planlamasının basit bir tanımını yapmak gereklidir. Bazı Türk Kentbilimcileri kent plancılığını, bizim de katıldığımız biçimde, “ulusal bir yerleşme ve kalkınma planı çerçevesi içerisinde, bilimsel yöntemlere göre yapılan araştırmalara dayanarak yapılan, plan, program ve projelerin hazırlanmasını ve bu amaçla girişilecek çabaların gerçekleştirilmesini de kapsayan bir sanat ve çalışma alanıdır” şeklinde tanımlamaktadır.[5] 1980’li ve 1990’lı yıllarda  küreselleşme süreci ile birlikte Türkiye’de plan, planlama ve kent planlaması düşüncesi çok derin bir aşınma süreci yaşamıştır. Nitekim, VII. Beş Yıllık Kalkınma Planının “Bölgesel Dengelerin Sağlanması” [6] başlıklı bölümünde “Kent planlamasının fiziki ve sayısal bilgi bazında geliştirilmesi, organizasyon eksikliklerinin tamamlanması ve planlamada yeni yaklaşım ve teknolojilerin kullanımı sağlanacaktır” ve “Konut sayımı yapılacak ve periyodik hale getirilecek, mevcut verilerin güncelliğinin sağlanması için bir Konut Bilgi Bankası kurulacaktır” ifadeleri yer almaktadır. Bu hedeflere yönelik gelişmeler ise söz konusu kalkınma döneminde sağlanamamıştır.[7]

 “DPT’nin 1996 yılında yapmış olduğu “İllerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması” bu bölgesel gelişmişlik farklılığı hakkında önemli bulgular vermektedir. Bu araştırma, kentleşmenin ülke içindeki mekansal kutuplaşmayı artırdığını; kısaca, Büyükşehir ve azgelişmiş bölge olarak tanımlanabilecek 2 farklı nitelikte sorun alanı yarattığını açıkça ifade etmektedir. Dolayısıyla; kentleşme sorunlarından söz ederken sadece göçün yöneldiği alanların değil, aynı zamanda kentleşme sonucu nüfus, genç işgücü, sermaye, beceri ve girişimcilerin yanı sıra bazı kültür gruplarını da sistematik olarak kaybeden ve sonuçta nitelik değiştiren alanların da gündeme gelmesi gerekmektedir.”[8]

Zorunlu Göç ve Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri

Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde artan olaylar ve güvenlik endişesi ile kırdan kente hızlı ve plansız bir göç başlamıştır. Ani gelişen göç nedeniyle kentlerin yapısında önemli değişiklikler yaşanmış, kent çevreleri adeta istila edilerek hızla gecekondulaşmaya başlamıştır.[9] Bu bölgelerdeki tarımsal faaliyetler, genelde bölge ekonomisinin temelini oluşturur. Coğrafi iklim bölgedeki tarımın yapısını belirleyen temel unsurlardan birisidir. 1984-85 yıllarında Türkiye’de nüfusun %57-58’i tarımda çalışırken, bu iki bölgemizde aktif nüfusun %75’i tarım kesiminde çalışmaktaydı. Bu dönemde bölgedeki tarımın GSYİH’daki payı %35’e çıkarken ülke genelinde bu oran %17’ler düzeyindeydi.[10]

İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 2005 yılı Ocak sonu itibarıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 12 ilden terör ve terörle mücadele nedeniyle 357.000 civarında nüfus yer değiştirmiştir. Bununla birlikte, bazı uluslar arası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları söz konusu nüfusun 1 ila 3 milyon arasında değişen rakamlar olduğunu ifade etmektedir.[11]

Türkiye’deki terör olaylarının sebebi, sadece sosyo-ekonomik nedenler ve toplumsal çelişkiler olamaz. Bunun yanında, ülkenin bulunduğu coğrafi konum, hızlı nüfus artışı, düzensiz kentleşme, gelir dağılımındaki eşitsizlikler, işsizlik sorunu, uzun süren sanayileşme sürecinin yarattığı ekonomik sıkıntılar, demokratik hak ve özgürlüklerin tam olarak kullanılamaması ve toplumdaki kültürel yetersizliklerin terörü besleyen uygun zeminler olduğu ortaya çıkmaktadır.[12]

Ülkedeki nüfus patlamasının artan işsizlik sayısının, gecekondulaşmanın, giderek ağırlaşan geçim koşullarının, yüksek öğrenim kurumlarına giremeyen kitlelerin terör örgütlerinin yürüttükleri propagandalara malzeme oluşturduklarını söylemek mümkündür.[13] Bölgede olduğu gibi, boşaltılan köy ve mezralardaki insanların da tek geçim kaynağı hayvancılık ve tarımdır. Bu insanların geçim kaynaklarının yok olması ve kentlere zorunlu göçmeleri onlar için gittikleri yerlerde yaşamı oldukça zorlaştırmıştır. Yanı sıra, bölgede artan olaylar ve güvenlik endişesi ile kırdan kente hızlı göç nedeniyle kentlerin yapısında önemli değişiklikler meydana gelmiş, kent çevreleri adeta istila edilerek hızla gecekondulaşmaya başlamıştır.

Zorunlu göçün olumsuz etkilerini azaltmak için Köye Geri Dönüş Yasası çıkarılması ve Rehabilitasyon Projesi uygulanması gibi çareler düşünülmüştür. Ayrıca Temmuz 2004’te “Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanmasına İlişkin Yasa” kabul edilmiştir. Bütün bunlara karşı Türkiye için köylere geri dönüş konusu sıkıntılı bir alan olmaya devam etmektedir.

Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi halen 14 ili kapsamakta olup proje çerçevesinde;

-                           Gönüllü olarak geri dönmek isteyenlerin kendi köyleri civarında veya arazisi müsait başka yerlerde iskan edilmeleri,

-                           Gerekli sosyal ve ekonomik altyapının tesisi,

-                           Bu yerleşmelerde sürdürülebilir yaşam koşullarının sağlanması,

-                           Kesintiye uğramış olan kırsal yaşamın yeniden kurulması,

-                           Kırsal alanda daha dengeli bir yerleşme düzeni oluşturmak,

-                           Kamu yatırımlarının ve hizmetlerinin daha rasyonel dağılımının gerçekleşmesi,

-                           Merkezi nitelikteki köylerin desteklenmesi amaçlanmaktadır.

Bu arada 1. 3 ve 4. Beş Yıllık Kalkınma Planlarında zikredilmiş olan Merkez Köy Projelerini de hatırda tutmak gerekir. Bu Proje dağınık köyleri bir araya getirmek için uygun ve merkez nitelikte bir köy seçilerek çeşitli kırsal kamu hizmetlerini bu köyler aracılığıyla vermek olarak özetlenebilir.



[1] http://ekutup.dpt.gov.tr/nufus/oik572.pdf, 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Nüfus, Demografi Yapısı, Göç Özel İhtisas Komisyonu Raporu, s. 37

[2] Prof. Dr. Ruşen Keleş, Kentleşme Politikası, İmge Kitabevi, 8. Baskı, Ankara 2004, s. 426

[3] Prof. Dr. Kemal Görmez, Kent ve Siyaset, Gazi Kitabevi, Ankara 1997, 1. Baskı, s. 16

[4] S. Evinç Torlak, Gecekondulaşmanın Gelişimi, İmar Afları ve Islah İmar Planları, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt 12, Sayı 1, Ocak 2003, s. 64

[5] Fehmi Yavuz, Ruşen Keleş ve Cevat Geray, Şehircilik: Sorunları, Uygulama ve Politika, SBF Yayınları, Ankara 1978. s. 16

[6] http://www.dpt.gov.tr/dptweb/ekutup96/plan7/pln7-oku.html

[7] VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı Konut Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara 2002, s. 153

[8] Türkiye’nin Fırsat Penceresi (Demografik Dönüşüm ve İzdüşümleri), TÜSİAD Yayın No: 99-1-251, İstanbul, Ocak 1999, s. 124

[9] Kasım Varol, Terörün Kalkınmaya Etkisi, Yayınlanmamış TODAİE Yüksek Lisans Tezi, Kasım 2004, s. 120

[10] Ahmet Şahinöz, Terörün Tarım Sektörü Üzerindeki Etkileri, Dünyada ve Türkiye’de Terör Konferansı Bildirileri, TCMB Yayınları, Ankara 2001, s. 154

[12] Sevim Yelda, Terör Nedeniyle Elazığ’a Göç Edenlerin Sorunları Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma, F.Ü.S.B.E. Sosyoloji ABD, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Elazığ 2000. s. 49

[13] Prof. Dr. Ruşen Keleş, Artun Ünsal, Kent ve Siyasal Şiddet, COGİTO (Şiddet Özel Sayısı), Ankara, s. 6

716
0
0
Yorum Yaz