TÜRKİYE’DE İÇ GÖÇ OLGUSU: NEDENLER VE SONUÇLAR 1

2006-06-20 11:48:00

YEREL YÖNETİM VE DENETİM DERGİSİ (Türkiye’de İç Göç Olgusu: Nedenler ve Sonuçlar, Mayıs 2006, Cilt 11, Sayı 5, s.  26-33.)

TÜRKİYE’DE İÇ GÖÇ OLGUSU: NEDENLER VE SONUÇLAR

 

                                                                                                               Ahmet APAN

                                                                                                          Mülkiye Başmüfettişi

 

Göç olgusunu değişik biçimlerde tanımlamak mümkündür. Bir tanıma göre göç, insanların içinde yaşadıkları coğrafi ve sosyo-kültürel çevreden ayrılarak başka bir coğrafi ve sosyo-kültürel çevreye girmesidir.[1] Demografik bir süreç olarak göç, insanların bulundukları yerden başka yere hareketliliğini ifade eder. Başka bir tanımda ise göç, birey ve grupların ekonomik, sosyal, kültürel vb. nedenlerden dolayı bir yerden başka bir yere gitmelerine denir. Tarih boyunca görüle gelen göç türleri 5 kategoride toplanabilir. Bunlar; kontrollü, zorunlu, ilkel, serbest ve zorlama göçtür. [2] Ülkemizde ilk biçimi hariç diğer göç çeşitlerinin tamamı dönemsel bölümler halinde yaşanmış ve yaşanmaktadır.

Kuşkusuz, göç olgusu Türkiye’de yaşanan hızlı değişim sürecinin en temel öğelerinden birisidir. Kırdan kente, doğudan batıya, yurt içine ve yurt dışına olan göç hem konu olan kitlelerin, hem de göç hedef olan bölgelerin yaşamını, hem de Türk toplumunu yakından etkilemiştir. Tarımdaki hızlı makineleşme, kırsal kesimlerde ekonomik yapıyı oluşturan toprak, nüfus dengesizliğine yol açmış, üretim dışı kalan özellikle genç işgücü, yeni geçim kaynakları bulmak üzere kentlere göç etmeye başlamışlardır.[3] Başlangıçta Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlere doğru yönelen bu hareket, kırdan kente, doğudan batıya ve yurt dışına olmak üzere toplumsal yapıyı etkilemiştir.

Türkiye’de 1950’li yıllardan sonra hız kazanan göç olgusu kentlerin düzensiz büyümesine de yol açmış, yeni gelenlerin iskanı için planlı bir arsa ve konut politikasının izlenememesi çözümü adeta imkansız sorunları beraberinde getirmiştir. Kırsal kesimin içinde bulunduğu toplumsal ve ekonomik koşulların elverişsizliği, toprak ve gelir dağılımındaki dengesizlikler yüzünden geçim sıkıntısı çeken topraksız ve işsiz köylülerin tarımdan ve köyden kopmaları sonucunu yaratmaktadır. Buna ulaşım ve iletişim olanaklarının eklenmesiyle köyden kente göç artmıştır.[4]  Bundan dolayı, kentleşme sanayileşmenin ardından gitmesi gerekirken önünde gitmiş, nüfus yığılması anlamında demografik bir kentleşme niteliğini kazanmıştır.

Göç hareketlerinin çeşitli biçim ve nedenleri vardır. Genel tanımlama göçün “itici” ve “çekici” nedenlere sahip olduğu biçimindedir. “Nüfusu kente iten etkenler şu şekilde ifade edilebilir: köyden kente artan nüfus baskısı, yetersiz ve kötü dağıtılmış toprak, düşük verimlilik, doğal afetler, kan davaları, toprağın mirasla parçalanması, tarımda makineleşme sonucu işsiz kalanların kente göçü, terör ve güvenlik. Nüfusu kente çeken etkenler ise köy-kent gelir farklılıkları, daha iyi eğitim, kentin cazibesi, iş bulma ümidi, daha yüksek yaşam standardı, ulaşım olanakları, kentlerdeki sosyal ve kültürel olanaklardan faydalanma isteği.”[5]

İç göçleri ve kentleşme olgusunu sınıflandırdığımızda karşımıza iki tip kentleşme olgusu çıkmaktadır: İlk olarak, 1950-1980 dönemindeki göçlerin varış noktasının hakim kentlere yöneldiği köyden kente göç tipidir. İkinci olarak ise, ekonomik liberalizme geçiş ve ekonominin uluslar arası nitelik kazanma sürecinde yaşanan kentten-kente göçüş ve hakim kentlerin büyük kentlere dönüşmesinin yanı sıra, bölge hakim merkezlerinin oluşma sürecidir.[6] Bununla beraber, genel olarak modern kentlerin büyümelerinde 2 etkenden bahsedilebilir. Birincisi, göçen nüfus, ikincisi ve daha önemlisi tarımsal olmayan iş yerlerinin artması, ihtisaslaşması ve örgütlenmesidir.[7]

Doğu Anadolu Bölgesine yönelik bir araştırmada göç olayının ana nedenlerinden ilki birinci dereceden yakınlar yada akrabaların göç etmiş olması olarak tespit edilmiştir.Daha sonra çalışma konumlarının başka yerlerde daha fazla gelir getireceğine olan inanç ve can ve mal güvenliğinin sağlanamaması gibi nedenler sıralanmıştır. Konuyla ilgili ankete katılan 759 kişinin sadece %30,8’i can ve mal güvenliği endişesini göç nedeni olarak bildirmiştir. Bunlardan %44’ü terör, %33’ü asayişsizlikten dolayı göç eğilimi göstermiştir.[8]

Yine, 1960’lardan itibaren önemli sayıda Türk vatandaşı göçmen işçi olarak başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine göç etmiştir. Türkiye için dış göç olgusu bir yandan işsizlik sorununa geçici bir önlem, bir yandan da sürekli açık veren dış ödemeler dengesine bir katkı olarak görülmüştür.[9] Hatta AB’ye katılım sürecinde Türkiye’nin nüfusu Kopenhag kriterlerine ek bir kıstas olarak bile öne sürülmüştür. Çünkü AB (15) içerisinde nüfus artış hızı oranı 1980’de %0,22’den 2000 yılında %0,14’e gerilemiştir.[10] Türkiye’nin hızlı artan genç nüfusunun AB içerisine dağılması durumunda AB’nin bundan kötü etkileneceğine dair korkular vardır.

Göçün Siyasal, Ekonomik ve Toplumsal Sonuçları

Kentler, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, köy yaşamından tamamen soyutlanmış bir yaşamı değil köy kent sürekliliğini sağlayan bir yaşam şeklini göç olgusuyla birlikte geniş kitlelere sunmaktadır. Bu şekilde yaşayan kitlelerin sayısı 3. dünya ülkelerinde kent nüfusunun ortalama olarak %30’una ulaşmaktadır.[11]

Kırdan kente gelenler fiziksel altyapı sorunları yanında kentle ve toplumla nasıl bütünleşecekleri konusunda da sıkıntı çekmektedirler. Kısacası, kültürel kimlik, dini kimlik, etnik kimlik ve siyasal kimlik arayışları Türk toplumunu bunalıma itmiştir.[12] Kentleşme ve kentlileşmenin siyasal kültür yada davranışlarda büyük değişikliklere yol açtığı iddia edilmektedir. Siyasal kültürü, tutum, inanç, duygu ve değer yargılarından siyasete ilişkin olanlarının oluşturduğu bir bütün olarak tanımlarsak, kentleşme sürecinde, tutum, inanç, duygu ve değer yargılarındaki değişmelerin siyasal kültüre de yansıdığını söyleyebiliriz.[13]

İç göçü durdurmak amacıyla uydu kent oluşturmak yada köylere geri dönüştürmek gibi bazı projeler de üretilmiştir. “İç göç hareketleri sanıldığı gibi köy-kent göçüyle sınırlı değildir; aksine, özellikle son dönemlerde kentler arası göçün ve hatta köyler arası göçün bundan daha ağırlıklı oluşu bir diğer önemli noktadır. Örneğin, İstanbul’la ilgili mevcut sayısal veriler ve yapılan araştırmalar özellikle son dönemlerde İstanbul’a gelenlerin sadece köylüler olmadığını, buna karşılık ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen kentlilerin çok daha ağırlıklı olduğunu göstermektedir. Bütün bu göstergeler öncelikle nüfus hareketlerinin algılandığı gibi sadece köylü göçü olmadığını göstermektedir. Nüfus kaybeden alanlar sadece köy kökenli değil, kent ve kasabalarında yaşayan diğer grupları da, daha da önemlisi, kültürel, ekonomik ve de toplumsal birikimlerini de göndermektedirler. Göçün seçiciliğinin ve yönünün göç veren alanların hem köylerinde, hem de kentlerinde erozyona neden olduğu söylenebilir.”[14]

Göçün olumsuz etkileri ekonomik boyut yanında toplumsal yaşam bakımından da söz konusudur. Örneğin, “İstanbul'da suç oranı bakımından 2003’e oranla 2004'te yüzde 15'lik bir artış meydana gelmiştir.. Türkiye nüfusunun yüzde 15'ini barındıran İstanbul, suçların yüzde 25'inin işlendiği yer durumuna gelmiştir. Bu durum, 10 milyonu aşkın nüfusuyla İstanbul'un suç oranındaki genel artış oranını belirleyen en önemli kent olduğunu göstermektedir. Daha az göç alan Ankara'da ise olay sayısı yüzde 7 oranında azalmıştır.”[15]

Göç ve Kentleşme

Kentli nüfus arttıkça bu kentli nüfusu barındıracak arsa ve konut ihtiyacı da paralel biçimde artmaktadır. Bir arazi parçasının arsaya dönüşebilmesi için “önce tarımsal kullanıştan kentsel kullanışa dönüştürülmesi, sonra altyapısının hazırlanması, daha sonra da, yol, otopark, yeşil alan ve meydan gibi kamusal hizmetlerle öteki tesislere dönüştürülmesi” gereklidir.[16]

Türkiye’de kentleşmenin neden olduğu gelişmeler karşısında uygulanan politikalarda kamu otoritelerinin tavrı genellikle belli bir krize karşı bir tepki şeklinde olmuştur. Yoksa, düzenli bir politika izlendiği söylenemez. Oysa ki, sorun baş gösterdiğinde çözmeye çalışmak yerine, sorunları önleme yoluyla kentsel yenileme kaldıracını kullanmak, hiç değilse gelecek için daha elverişli bir yöntem olarak görülmektedir.[17] Proaktif yöntemler daha az çaba ile daha büyük sorunların üstesinden gelmeye fırsat tanımaktadır.

Kentleşme kavramı, sanayileşme sonrası anlam derinliğini bir yaşanan süreçler bütünü şeklinde göstermektedir. Bu süreçler, ekonomik, siyasal ve kültürel olarak tanımlayabiliriz. Bugün Türkiye’de kentleşmeyi kentleşememek olarak tespit ve tarif etmek gerekir. Süreçler açısından kentlerimiz, gelişmenin bir ekonomik, siyasal yapıya sahip, köy kültürü baskın kent kültürüne sahip görünmektedir.[18]

Gelişmekte olan ülkelerin en önemli sorunlarından biri olan nüfus artışı ve sanayileşmenin gerisinde kalan hızlı kentleşme, 1950’li yıllardan sonra ülkemizin yerleşim modellerinde önemli bir değişikliğe yol açmıştır. Hızla artan nüfus, toplumsal ve coğrafi hareketliliği de artırarak Türk toplumunda gözle görülür bir değişiklik yaratmıştır. Cumhuriyetin kuruluşunda nüfusun ¼’ü kentte, ¾’ü kırda yaşarken giderek bu oran tersine dönme ivmesi kazanmış bulunmaktadır.[19]

1970’li yılların ikinci yarısından itibaren iç göç, küçük ve orta boylardaki şehirlerden büyük şehirlere aile göçüne dönüşerek, Batıdaki 3 metropol (İstanbul, Ankara ve İzmir) üzerine yoğunlaşmıştır. 1990’larda nüfus hareketlerini etkileyen unsurlara, gerek Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan diğer bölgelere, gerekse bölge içindeki zorunlu göç de dahil olmuştur. Zorunlu göç konusunda yapılan araştırmalarda, zorunlu göç edenlerin 1990 sonrasında önemli bir yüzdesinin bölgede can ve mal güvenliğinin sağlanmaması nedeniyle göç ettikleri vurgulanmaktadır.[20] Hatta, bazı metropol illerin belediye başkanları Doğu ve Güney Doğu illerinden kentlerine göç eden kişilere “vize” uygulanmasını bile talep eder hale gelmiştir.

Türkiye’de kentsel nüfusun hızla artışının ana nedenlerinden birisi kırdan kente göçtür. Kente göçen köylüler zaman içinde “kentlileşmekte”dirler. Kentlileşen insanda “ekonomik” ve “sosyal” olmak üzere 2 bakımdan değişme olmaktadır. Başka bir anlatımla kentlileşmenin 2 yanı vardır:

a) Ekonomik Bakımdan Kentlileşme: Kişinin geçimini tamamen kentte veya kente özgü işlerle karşılıyor olmasıdır.

b) Sosyal Bakımdan Kentlileşme: Kır kökenli insanın türlü konularda kentlere özgü tavır ve davranış biçimlerini, sosyal ve manevi değer yargılarını benimsemesi ile gerçekleşmektedir.

Bu ikisi arasında, ikisinden de parçalar içeren “geçiş” insanı vardır.[21]

AB Komisyonunun 6 Ekim 2004 tarihli Etki Raporu’nun “Ekonomik Boyut” bölümünde; “Türkiye’den AB’ye göçün büyüklüğü, yalnızca, Türkiye’nin ulusal gelirinin AB seviyesine yaklaşmasına değil, aynı zamanda, ülkedeki İstanbul ve Kocaeli gibi hızlı büyüyen bölgelerin gelişimine de bağlı olacaktır. Ekonomik gelişmenin önceki aşamalarında, geniş bölgeler geleneksel olarak, daha fazla yatırımdan ve hızlı büyümeden yararlanmıştır. Kırsal bölgelerden göç eden önemli bir kesim de eğer ekonomik genişleme yeterli hızla ilerler ve uygun işgücü politikaları ve iş imkanları ile desteklenirse bu bölgeler onları da sindirebilecektir. Kültür ve dil konusundaki engellerin, ulusal göçe göre uluslararası göçte daha yüksek olması nedeniyle, Türkiye’de kırsal kesiminden gelecek göçün büyük bir kısmı ülke içerisindeki hızlı büyümekte olan bölgelere yönelecektir.”[22] ifadeleri bulunmaktadır.



[1] Esma Durugöl, II. Ulusal Sosyoloji Kongresi, Toplum ve Göç, Kasım 1996 Mersin, DİE Yayın No: 2046, Ankara 1997, s. 95

[2] Mustafa Gürbüz, Nalan Yetim, II. Ulusal Sosyoloji Kongresi, Toplum ve Göç, Kasım 1996 Mersin, DİE Yayın No: 2046, Ankara 1997, s. 110

[4] Cevat Geray, 2000’li Yılların Eşiğinde Toplumsal Konut, Arsa ve Kentsel Gelişme, Amme İdaresi Dergisi, 32/4, Aralık 1999. s. 92

[5] Prof. Dr. İhsan Sezal, Şehirleşme, İstanbul 1993, s. 35-36

[6] Mümtaz Peker, Türkiye’de İç Göçün Değişen Yapısı, 75 Yılda Köylerden Şehirlere, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul Şubat 1999, s. 295

[7] Mübeccel B. Kıray, Kentleşme Yazıları, Bağlam Yayınları No: 129, 1. Basım, İstanbul 1998, s. 15

[8] Yrd. Doç. Dr. Sevil Öner, Yrd. Doç. Dr. Byaram Kaçmazoğlu, Toplum ve Göç, II. Ulusal Sosyoloji Kongresi, Sosyoloji Derneği Yayın No: 5, DİE Matbaası, Ağustos 1997, s. 374

[9] Prof. Dr. İbrahim Yasa, Yurda Dönen İşçiler ve Toplumsal Değişme, TODAİE Yayınları No: 182, Ankara 1979, s. 5

[10] www1.ku.edu.tr/files/corporate/sunum_aicduygu.ppt, 13.11.2005

[11] Ruşen Keleş, Kentleşme Politikası, İmge Kitabevi, 1990, s. 359

[12] II. Ulusal Sosyoloji Kongresi, Toplum ve Göç, Kasım 1996 Mersin, DİE Yayın No: 2046, Ankara 1997, s. V

[13] İlter Turan, Türkiye’de Siyasal Kültürün Oluşumu, Beta Basım Yayım (Ed: A. Sarıbay, E. Kalaycıoğlu), İstanbul 1986, s. 461

[14] Türkiye’nin Fırsat Penceresi (Demografik Dönüşüm ve İzdüşümleri), TÜSİAD Yayın No: 99-1-251, İstanbul, Ocak 1999, s. 123

[16] Ruşen Keleş, Kentleşme ve Konut Politikası, SBF Yayınları No: 540, Ankara 1984, s. 382

[17] Prof. Dr. Esin Küntay, II. Ulusal Sosyoloji Kongresi, Toplum ve Göç, Kasım 1996 Mersin, DİE Yayın No: 2046, Ankara 1997, s. 135

[18] Prof. Dr. İhsan Sezal, II. Ulusal Sosyoloji Kongresi, Toplum ve Göç, Kasım 1996 Mersin, DİE Yayın No: 2046, Ankara 1997, s. 147

[19] II. Ulusal Sosyoloji Kongresi, Toplum ve Göç, Kasım 1996 Mersin, DİE Yayın No: 2046, Ankara 1997, s. 5

[20] Pınar İlkkaracan, İpek İlkkaracan, Bilanço 98:75. yılda Köylerden Şehirlere, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul 1998, s. 310

[21] Kemal Kartal, Kentlileşmenin Ekonomik ve Sosyal Maliyeti, Amme İdaresi Dergisi, Aralık 1983, Cilt 16, Sayı 4, s. 92-110, 92

4496
0
0
Yorum Yaz